Gene geçti günler ve ben yazı yazamadım.Tüh, öğle pişmanım ki boşa geçen zamana...Bu sefer konu bolluğundan böyle oldu zannederim.Halbuki ben atlamamalıydım hiç bir şeyi.Şöyle dostlarla içilen demli çay gibi anlatmalıydım, hasretine kavuşan gibi anlatmalıydım, kuru toprağa dökülen ipincecik yağmur gibi, sıcak yaz günü serin sulara atlamak gibi kana kana anlatmalıydım ... Ama her şey her zaman yolunda gitmiyor işte.Sevinçler hüzünlere katılıyor da neye sevindiğini bile unutuyorsun.Aklının bir yerinde bir sevinç var ama , onu hatırlıyorsun, onunla yetiniyorsun.
Önce evlat hayırlısı ile askerliğini bitirdi ana-baba ocağına döndü.Darısı kavuşma bekleyen bütün hasretlere kısmet olsun.Üstelik bir de takdir belgesi ile.Çok mutlu olduk, gururlandık. Ondan alışıktık okullarından aldığı bu belgelere , bu da onlardan biriydi.Tebrik ettik genç adamı.Yakın akraba, eş dost ziyaretleri, uzaktakilerin geçmiş olsun telefonları ile geçti hafta.Ne güzel geleneklerimiz var.
Sonra evdeki küçük genç adamın sınav maratonu... Hepimizi bir telaş aldı, paşamız rahat.Böylesi daha iyi belkide.Şarkı dinleye -söyleye hazırlanıyor, pür neşe...
Keşki hayat hep böyle aksa gitse.Olmuyor. Yakın iş arkadaşlarımdan birinin kötü hastalık olma ihtimali olan durumunu haber aldım.O an ne düşündüm biliyor musun, dedim ki hayat bir mayın tarlası... Ayni böyle.Hangimizin ne zaman mayına basacağı belli değil.Bu gün o , sonra kim bilir hangimiz... Yarın erkenden yola koyuluyoruz, komşu şehirdeki ameliyatın gerçekleştiği büyük hastanelerden birine gitmek için.Halbuki daha geçen ay diğer bir arkadaş için kendimi ne kadar zorlayarak hastaneye gitmiştim. Hayatım hastalığı bol bir ailede geçtiğinden hastane ortamları beni gerer, hem de çok gerer. .Bu hastalıklarda ameliyat sanki teşhis şekli.Yıpratıcı bir yolun başı.Tüm hastalara ve arkadaşıma da derman diliyorum .
Gülizar'ın Oyuncakları
25 Mayıs 2012 Cuma
13 Mayıs 2012 Pazar
Gel de Sus #sehirtiyatrolariyokedilemez
Efendimmmmm, nerede kalmıştık? Tamam hatırladım.Dün gecede, değil mi.Dün gece Kocaeli Büyükşehir Belediyesi Şehir tiyatrolarında çalışan tiyatro sanatçısı dostların " GEL DE SUS" eylemine destek vermek için yola koyulduk.Önce onların dün geceki oyunlarının bitiminden sonra alkışlarla ve karanfillerle karşıladık. Sonra onlar kostümlerini çıkartıp binanın dış merdivenlerine gelip oturdular.Gençler, genç tiyatro sanatçısı adayları,tiyatro sevdalıları da yanlarına yerlere oturdu. Barış FALAY arkadaşları adına kısa bir konuşma yaptı.Hiçbir ses, gürültü olmadı.Adı üstünde GEL DE SUS. Sonra basın açıklaması yapıldı,bilinen malum konu hakkında.Hem fikir olan herkes oradaydı zaten.Belki çok ses getiren bir eylem değildi ama çok etkileyiciydi... Derken usuldan bir yağmur başladı, " Hak' tan gelenin başımızın üstünde yeri var" denildi ve verilen süre dolana kadar SUS' ma eylemi devam etti , yağmurda ıslanma pahasına...Ve sonra usulca dağınıldı..Belli ki daha" bıçak kemiğe değmemiş, o toz koparan fırtına kapımızı kırmamıştı".
" Karanlığın ortasında onlarca insan.Oturmuşlar sessiz,sakin.İstedikleri tek şey var belki de o an.Satılmamış sanat,unutulmamış saygı.Çok muydu yıllardır sadece halkın karşısında eğilenlere bu saygı?..Yalnız bir avuç insandı o gece koskoca şehirde .Bir avuç insan omuz omuza ve diz dize.Suskundu hepsi,çökmüşlerdi yerlere.İçlerinde hüzün taşıyorlardı.Nadir görülenlerden de olsalar hala saygısı olanlardandılar insanlığa ve onun ruhu olan sanata.Belki bir elveda sanıyordu birileri, belki de bir başlangıç.Belki de bir sessiz isyandı sanattan maddi kar bekleyen gerçek zavallılara.Gerçekten kendini satmışlara isyandı.Yağmur da başlamıştı üstelik usul usul...Oysa kalabalık yerindeydi hala.Kimileri yağmuru berekete yordu, kimileri göklerin bile bu duruma ağlamasına.Biz bir avuç zavallıydık belki ,belki de bir avuç zararlıydık.Ancak biz at sinekleri olmadan nasıl uyanık kalırdı bu şehir bu halk.Biz asla bırakmayacağız seni sanat, biz asla bırakmayacağız seni tiyatro" Çağdaş Atacan FEYZİOĞLU
12 Mayıs 2012 Cumartesi
































Günlerden cumartesi -pazar oldu mu evdeki düzen başkalaşıyor bizde.Ev işleri, yemek saatleri hepsi serbest düzende.Öncelik, hafta içi daralan ruhları rahatlatmak,gönülleri ferahlatmak .Onun için bu sabah evdeki genç adam dershaneye gitmek için evden çıkar çıkmaz hemen fırladık İlhanla.Önce halledilmesi gereken işler görüldü.Malum, düzenin devamı için üstümüze düşeni yerine getirmeliyiz.Bütün işler çek edildiğinde daha henüz öğle saatleriydi.Erken yola koyulan yol alır misali. Şimdi bir plan yapmalıydık akşama kadarki zaman için.Aslında benim planım hazırdı, ama yol arkadaşıma hiç çıtlatmamıştım,nasıl olsa o benim teklifimi geri çevirmezdi.Tam da düşündüğüm gibi oldu." Kitap fuarına gidelim mi " dediğim an araba o yola koyulmuştu bile...İlk önce dışarıda birer sıcak çay içtik.Sabahtan beri yollarda olan bedenlere iyi geldi.Sonra içeri daldık ve ben kayboldum, yol arkadaşımı, saatleri, karnımın acıktığını ve bu dünyaya ait ne varsa unuttum....Saat uygun olduğundan önce Fuarın onur konuğu Orhan KOLOĞLU' nun " Hangi Tarih" konulu söyleşisini dinledik dikkat kesilerek.Tek kelime ile özetlemem gerekirse " Tarih, o günkü şartlarda değerlendirilmelidir" dedi.Hayatın her anına uygulanabilecek bilgece bir kelam vesselam. Arkasından Ahmet ÜMİT' in söyleşisi vardı, onuda kaçırmadık.Sonra tekrar turlarına çıktım.Bu sefer sahaflar tarafına daldım.Kitap kokusundan başım dönmeye başladı, insanı yıllar öncelerine götüren o bilgelik dolu, huzur dolu koku burnumdan girip ruhumun derinliklerinde gezinmesiyle beraber.Çok şükür yanımda yol arkadaşım vardı, beni toparlayıp eve getirdi.Şimdi de aldığım kitaplar ve dergilerin arasında kayboldum.Kendimi bulmam ve gerçek hayata dönmem gerekiyor diye düşünüyordum ki,dışarda benim davet edilmediğim bir düğün başladı.Önce anlayamadım ne olduğunu, sonra baktım ki yol arkadaşım da azıcık buruk ,anladım.Demekki bu geceki büyük maçı onun tuttuğu takım kaybetmiş....Yapacak bir şey yok,kazananı kutlamaktan başka....Şimdiiii saat epey geç, ama tekrar yola koyuluyoruz.Söz verdik evdeki genç adama, tiyatrocu dostların eylemini desteklemek için çıkıyoruz sokağa.Bu macerayı da yarın anlatırım.
9 Mayıs 2012 Çarşamba
EĞİTİM BİTTİİİİİİİ,ŞİMDİ NOL' CAK?
Geçen bahsetmiştim ya, Küçük ve Orta Ölçekli İşletmeleri Geliştirme ve Destekleme İdaresi Başkanlığı KOSGEP' in Kocaeli Sanayi Odası Başkanlığında düzenlediği Girişimcilik
Destek Programına katıldım ve bugün eğitimin son günüydü. 16 Nisan' dan beri yoğun bir eğitim aldık. Uzmanımız Şenay ZEYTİNOĞLU YILDIZ, konusunda olduğu gibi insan ilişkilerinde de uzmandı. Her birimizin merakla sorduğu soruları sabırla anlatabilinceye kadar cevapladı, tekrar tekrar aynı soruları sorsak bile... Kimi zaman işi şakaya vurup bizi rahatlattı. Taya Tuğba' nın engin bilgilerinden, şen gülüşlerinden kısmetimize düşeni aldık . Havva' nın mantılarını pişirdik. Figen' in poğaçalarını ve Özlem' in nefis çiğ köftelerini bugün öğlen yemeği yaptık. Ayşenur'a - en gencimiz olması nedeniyle- getir-götür İsmail rolü verdik, sevgi ile yerine getirdi. Çiğdem ağrılar içinde derse devam etti ve bizlere elleri ile yetiştirdiği organik domates fideleri taşıdı.Yetmedi Özlem bütün sınıfa getirdiği güvercin gübresini elleri ile dağıttı. Benim oyuncakları merak ettiler, götürdüm .Çanta açılınca hepimiz çocuklar gibi oynadık,poz verdik. Bu resimleri de Taya Tuğba kıymetli makinası ile kendisi çekti.Bu gün Safiye, Fatoş ve Gülsen' in başa baş noktasına ulaşmak için ne kadar iş yapmalarını gerektiğini dinledik, kendi işlerimize uygulayarak.Onlarınki iyi çıktı,kendim için aynısını söyleyemem.Ama iyi bir eğitim aldığıma inanıyorum,başka projelere de uygulayabilirim.Ne diyorduk, EĞİTİM ŞART....
Bir sınıf dolusu arkadaşım oldu, bundan sonra iletişimi sağlamak için elimizden geleni yaptık.Umarım öyle olur.
Destek Programına katıldım ve bugün eğitimin son günüydü. 16 Nisan' dan beri yoğun bir eğitim aldık. Uzmanımız Şenay ZEYTİNOĞLU YILDIZ, konusunda olduğu gibi insan ilişkilerinde de uzmandı. Her birimizin merakla sorduğu soruları sabırla anlatabilinceye kadar cevapladı, tekrar tekrar aynı soruları sorsak bile... Kimi zaman işi şakaya vurup bizi rahatlattı. Taya Tuğba' nın engin bilgilerinden, şen gülüşlerinden kısmetimize düşeni aldık . Havva' nın mantılarını pişirdik. Figen' in poğaçalarını ve Özlem' in nefis çiğ köftelerini bugün öğlen yemeği yaptık. Ayşenur'a - en gencimiz olması nedeniyle- getir-götür İsmail rolü verdik, sevgi ile yerine getirdi. Çiğdem ağrılar içinde derse devam etti ve bizlere elleri ile yetiştirdiği organik domates fideleri taşıdı.Yetmedi Özlem bütün sınıfa getirdiği güvercin gübresini elleri ile dağıttı. Benim oyuncakları merak ettiler, götürdüm .Çanta açılınca hepimiz çocuklar gibi oynadık,poz verdik. Bu resimleri de Taya Tuğba kıymetli makinası ile kendisi çekti.Bu gün Safiye, Fatoş ve Gülsen' in başa baş noktasına ulaşmak için ne kadar iş yapmalarını gerektiğini dinledik, kendi işlerimize uygulayarak.Onlarınki iyi çıktı,kendim için aynısını söyleyemem.Ama iyi bir eğitim aldığıma inanıyorum,başka projelere de uygulayabilirim.Ne diyorduk, EĞİTİM ŞART....
Bir sınıf dolusu arkadaşım oldu, bundan sonra iletişimi sağlamak için elimizden geleni yaptık.Umarım öyle olur.
2 Mayıs 2012 Çarşamba
BU GECE YEMEKTE MANTI VAR
Nisan ayının ilk haftasından beri bir eğitime katılıyorum.Olaylar üst üste geldiğinden bahsedemedim.Kocaeli Sanayi Odasının düzenlediği KOSGEB destekli Uygulamalı Girişimcilik Eğitimini alıyorum.Anlayacağın tekrar öğrencilik yıllarına döndüm.Gencecik arkadaşlar edindim,kıymetli bir eğitici Şenay Hanımı tanıdım.Her şey yolunda şimdilik,sonra ne mi olacak?Bilmem, her şey yolunda gitmeye devam ederse...Hepimizin farklı projeleri var, umutları,yapacakları,söyleyecek sözleri var.Harika neşeli ve eğlenceli Tuğba, yaptığı işe inanan Havva Hanım ve diğerleri..Havva Hanım arkadaşları ile bir gurup oluşturmuşlar mantı,erişte, yufka,baklava ve tarhana yapıp satıyorlar.Ve amaçları bu işi geliştirmek.Ne güzel bir iş fikri düşünsene.Hepimizin beğendiği bu damak tatlarını ,kolay kolay yapmayı beceremeyiz.Zahmetlidir çünkü .Ama bu arkadaşlar bu işi çok güzel yapıyorlar.Tertemiz,anne titizliği ile,
sağlıklı ortamlarda hazırlanıyor bu yiyecekler .Daha ne olsun... Rica ettik,bizlere de getirdi birer paket.Fırınlanmış olduğu için gün boyu yanımızda muhafaza edebildik.Akşam eve geldiğimizde hepimizin yemeği hazırdı. Tadı mı nasıldı, anlatamam tatmanız lazım...
sağlıklı ortamlarda hazırlanıyor bu yiyecekler .Daha ne olsun... Rica ettik,bizlere de getirdi birer paket.Fırınlanmış olduğu için gün boyu yanımızda muhafaza edebildik.Akşam eve geldiğimizde hepimizin yemeği hazırdı. Tadı mı nasıldı, anlatamam tatmanız lazım...
22 Nisan 2012 Pazar
ÖZEL BİR YATAK ÖRTÜSÜ
Bu çift kişilik bir yatak örtüsü.Sevgili arkadaşım Eser' in annesi vefat ettikten sonra,tasarlamıştı.Ben de ondan esinlendim.Çok da güzel oldu.Anlatayım,belki sen de yapmak istersin.Depremde evimiz yerle bir oldu,annem, güzel kızım ve bütün anılar,hatıralar o yıkıntıların içinde kaldı... Büyük oğlum nasıl cesaret ettiyse o yıkıntıların içine girmiş ve bulabildiği fotoğraf albümlerini bana getirmişti." anne senin için bunlar çok önemli, biliyorum" demişti.O yıkıntıların içine ne cesaretle girdiğine bu gün bile şaşıyorum... İşte bu yatak örtüsünde kullandığım her bir parça annemin el emeği veya ondan bir hatıra.Her kare 33 x 33 cm.Her kareyi elimde diktim,kimi anneannemin namaz başörtüsünün oyası,kimi babaannemin tülbent oyası, büyük yengemin bana bayramlarda hediye ettiği ipekli mendiller,annemin ördüğü havlu kenarları,çarşaf dantelleri,iğne oyası sehpa örtüleri,tafta bohça oyaları...Kareleri oluştururken, altlarına yine annemin eski patiska çarşaflarından 33 x 33 cm astar kestim.Her iki katı birlikte kullandım.Sonra yeşil kumaştan gördüğün çerçeveleri yapıp birleştirdim.En son da hazır kapitone kumaş alıp hepsini beraber astarladım.Bu aşama biraz zahmetli oluyor, ama emeğe değer.Hem çok güzel ,hem kullanışlı hemde fotoğraf albümü gibi oluyor.Annemden kalan hatıralar...
f 
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
















