hatıra etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
hatıra etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

31 Ocak 2014 Cuma

ASLI BEBEK & YAMAN BEBEK TASARIMI



          Bu Ocak ayının böyle geçmesini önceden planlamamıştım. Yani askıda. Yani azıcık aylak, gevşek falan. Ama böyle geçmesi daha iyi oldu. Biraz kafa dinleme, yeni bir şeyler tasarlama ve biraz da hayat muhasebesi yapabilmek gibi Evet bu yorgun kafa bir nebze dinlendi. Hayat muhasebesi yapıldı, açıklar için yeni kararlar alındı ve yeni tasarımlar yapıldı. Daha önce bu kelimeyi kullanmaya utanıyordum. ‘’ Tasarım ‘’ !..Ne büyük kelime bu…Ama baktım ben artık kendi kendime kalıp ve model oluşturmaya başlamışım fark etmeden… Kendi renklerimi, kumaşlarımı ve modellerimi kendim seçiyorum. Özgün olmak böyle bir şey olsa gerek… Sonuç olarak ürettiklerime isim verme hakkı da buluyorum kendimde.

          İşte kız Aslı Bebek ve erkek Yaman Bebek bu şekilde oluştu. Önce deneye yanıla, çize sile, yapa boza kalıplarını, modellerini oluşturdum. Belirlediğim tarz gereği kıyafetlerini ve kumaşlarını seçtim. Biraz  süslü oldular. Diyelim ki kız prenses, erkek prens. Sonrası çok kolay. Üretim. Yoğun emek ve mutluluk.
         
          İsimlerini de ben verdim. Anlamı çok derinlerde.Bilenler bilir.

         Yolunuz açık olsun ASLI BEBEK & YAMAN BEBEK



         

          
        
         
 



    

8 Ocak 2014 Çarşamba

SELİM SIIRI PAŞA KONAĞI İZMİT/KOCAELİ


















              Bu gün hayattan bir gün çalma fikrini aklıma yerleştirmiştim. Ocak ayı için hava çok güzeldi. Hem güneş pırıl pırıl parlarken evde zaman geçirmek istemiyordum hem de gönlüm avarelik yapmak istiyordu. Yapmam gereken işleri bir kenara bıraktım, üstlerine bir örtü örtüm gözüme batmasınlar diye Randevuları kendime unutturdum, unuttuğumu düşündüm rahatlamak için… Ellerim ceplerimde şehir merkezinde ağır ağır yürüdüm. Trafik ve şehir gürültüsünden de kurtulma hissi baskın gelince, şehrin tepelerine doğru ilerlediğimi fark ettim. Ayaklarım beni Yeni Çeşme Sokaktaki restorasyonu yeni biten Selim Sırrı Paşa Konağına kadar götürdü. Bundan sonra artık başka bir zamanda yaşamaya başladım...

              Asıl adı Selim olan ve ‘’Sırrı’’ mahlasını kullanan Sırrı Paşa İzmit mutasarrıflığına atandıktan sonra şehre birçok hizmetler vermiş. Bu gün yürüyüş yolu olarak geçen eski tren yolu boyunca şehrin özelliği haline gelen çınar ağaçlarını diktirmiş.

              Bu gün gezdiğim konak,  19. Yüzyıla ait sivil mimarlık örneği olarak Sırrı Paşa tarafından planı çizilerek kendisine ikamet için inşa edilmiş. Harika bir Körfez manzarası var. İç duvarlar ve tavan el boyaması resim ve altın varak süslemelerle zenginleştirilmiş. Haremlik ve selamlık iki bölümden oluşuyor. Yüzünü Körfeze dönmüş, güneşe kucak açmış, bahçesinde çok şükür ki korunabilmiş kocaman çam ağaçları olan harika binanın çok zarif bir mimarisi var.

              Zamana ayak direyen bina çıkan bir yangınla kullanılamaz haldeyken belediye tarafından restore edilerek kamulaştırılmış.
              Zamanı olan gidip görsün, zamanı olmayan fırsat yaratsın. Gözünüzü, gönlünüzü dinlendirmek ,benim gibi hayattan bir gün çalmak istiyorsanız , kendiniz için  en kısa zamanda bu fırsatı yaratın derim.


             Şimdi sizi Selim Sırrı Paşa’ nen İzmit Hacı Hasan Mahallesi Yeni Çeşme Sokaktaki Konağının resimleri ile baş başa bırakıyorum.






Bu Konağın hakim olduğu İzmit Körfezi görünümünün bir bölümü

8 Ekim 2013 Salı

ÇOCUKLUĞUM...





           Bu gün öğlende tam bahar havası vardı yaşadığım şehirde. Yürüyüş yolu boyunca ellerim ceplerimde ağır ağır yürüdüm uzun uzun. İçimi bir korku kaplayarak fark ettim ki doğduğumdan beri yaşadığım şehre yabancılaşmışım…Son on dört yıldır şehir dışında, yakın bir kasabada yaşıyorum. Çok uzak sayılmaz merkeze…Önemli bir işim , ödemem veya alışverişim olmazsa pek gitmiyorum şehre. Hem gürültülü ve kalabalık, hem de pek tanıdığa rastlamıyorum nedense…

         Ama bu gün, çocukluğumun geçtiği mahalleye gittim. Bir dükkanın önünde uygun bir yere oturdum tam da evimizin olduğu arsayı gören… Şehrin göbeğinde arsa mı olur …Var işte…Çocukluğumun geçtiği ev depremde yıkılınca ve çok da ihtiyaç olunca yıkılan dört evin arsası otopark olarak kullanılıyor şu an. Bir an çocukluğumun ayak izlerini görür gibi, annemin beni sokaktan çağıran sesini duyar gibi oldum… Bana kocaman gelen sokaklar ne daracıkmış meğerse… Baya bir uzun yol gibi bellediğim ilk okulum iki adımlık yermiş… Çokkkk uzak gelen öteki sokak, belki de yüz yüzeli adımmış…Arkadaşlarla toplanma yerimiz olan ‘’ara sokak’’ dediğimiz çıkmaz sokak açılmış koca bir caddeye bağlanmış. Halbuki oralar bizim hayal dünyamızı besleyen oyun alanlarımızdı, her yer komşularımızın bahçeleriydi. Evler bahçeli ve bahçelerin bir birine kapıları vardı. Sokağa çıkmadan kaç ev ötedeki komşuya bahçelerden gidilebilirdi…

       Bütün komşularımızı gözümün önüne getirmeye başladım. Bu hiç zor olmadı…Sanki hiç kopmamışız gibi. Halbuki bir çoğu rahmetlik oldu. Hele depremden sonra iyice birbirimizi kaybettik.Bitişiğimizdeki Terzi Rıfat Abi, onların yanında Ali Bey, arkada Avukat Cengiz Sille, üst katlarda Mimar Metin Alan, Saatçi Mehmet Amca, karşımızda Sabriye Teyzeler, oğulları Ayhan, Adnan Çoker’ ler, üst kat komşumuz Özel İdare Müdür Yardımcısı İzzet Hor Amca, yine karşımızda Polis Memuru Salih Amca, onlardan sonra Nazmiye Teyze,oğlu Rebi Abi, sırayla Kandıralı Eda Abla, Ekrem Abi, İrfaniye, Fatma Teyzeler,Necla Teyzem, Topuz Abim,karşı sokakta Nazlı Teyzeler,Nebahat Teyzeler, Feriser Teyze ve  fotoğrafçı eşi, Mürvet Atabay…İnan hiç atlamadım, hafızamda hepsi çok net duruyorlarmış… Hatta evimizin odalarını, eşyaların yerlerini, kitaplıktaki kitapların dizilişlerini bile gözümün önüne getirebildim…

     Bir an bütün o arabalardan, kalabalıktan sokağımı temizlemek istedim. Oyuncaklarımdan tekrar bütün evleri yerlerine koymak ,

evlerdeki insanları içine yerleştirmek…Hayali bile güzel…. Yol arkadaşımın beni çağıran sesi ile oturduğum yerden kalktım, usulca el ele tutuştuk...Hava epey serinlemişti…

5 Mart 2013 Salı

KIRK YAMA - PATCHWORK - BEBEK YORGANI


         Renklerle oynamak hoşuma gidiyor.Bu yüzden resim yapmayı da çok severim.Ama kumaşlara söz geçirdiğim kadar boya ve fırçalara söz geçiremediğimden, kumaşlarla oynamayı seçtim.

         Çarşıya çıktım, elimde noksan olan renk ve desenlerdeki kumaşları satın aldım.Ev atölyeme kapandım ve tasarım , çizim, renk-desen seçimi süresi başlamış oldu.Bu süreç zevkli ve sancılı geçiyor.Başka bir iş yapsan bile kafanda hep o iş oluyor.Acaba o rengin yanına şu mu daha iyi gider, o çizimin yanına bu bloku mu koysam…Bir müddet kendi kendine tarttışıyorsun…Sonuçtan memnunsam keyfime diyecek yok, yok memnun olmamışsam  tekrar başa dönüyorum. 

        Bu yorganı tasarlarken de aynı aşamalardan geçtik.Hiç başa dönmeden sonuçtan memnun oldum, zaman kazandım.Artık nereye yetişeceksem.Hiçbir yere, sadece kendimle yarışıyorum.




                   


                                           




          İstediğim diğerlerinden biraz daha büyük bir yorgandı.135 x 95 santim olmasını uygun buldum.Önce blokları oluşturdum.Blokların aralarını birleştirirken düz  kumaştan çerçeve yapılırsa , blokun içindeki kompozisyon daha belirgin oluyor.Ben de öyle yaptım…Daha sonra içine koyacağım elyafı ve pamuklu astarını kestim.En alta astarı, araya elyafı en üste de diktiğim kırk yamanın ön yüzünü yaydım.Pembe koton iplikle yorgan lamaya başladım.Ben bu aşamasını da çok seviyorum.Tamamen el dikişi ile yorganlanasını ve en son da etrafının şeridini diktim.Tamamlanmış oldu.Ben çok beğendim, bol bol  fotoğrafını çektim.


       













                                           



      

 







                                           

       





  

20 Şubat 2013 Çarşamba

KARLI BİR ŞUBAT GÜNÜ - YOL ARKADAŞIM

       
      
            19 Şubat 1983 …Yaşadığımız şehir karlar altında. Öyle bildiğin gibi değil ama. ‘’ 83’ te yağan kar’’ dedin mi herkes hatırlar hala… Şöyle diz boyu… Ulaşım kesilmiş,telefon desen her evde yok. Yani haberleşme, hele bu günkü gibi olanı söz konusu bile değil… Ama deli gençlik karar vermiş bir kere… Hem biz karar verdiğimiz günler öncesi hava bahar gibiydi… Hiç aklımıza gelmemişti Şubatın bu şakayı yapacağı…
 
            Babam ‘’ geleceklermiş gibi bütün hazırlıklarınızı tamamlayın ‘’ dedi. Karşı komşumuz kuafördü, onun yardımı ile evden dışarı çıkmadan saç ve makyajım tamamlandı. Elbisemi de annem hazır etmişti zaten. İkramlıklarımızı da apartman komşularımızın elbirliği ile kotarılmıştı. Mesele bu kış kıyamette misafirler nasıl gelecekti?...

            Üzüldüğümü falan hatırlamıyorum… Çünkü ona ilk günden inanmıştım. Beni hangi şartta olursa olsun yarı yolda bırakmazdı… Öyle de oldu, beni hiç yanıltmadı…

            Kapıyı açtığımızda , her biri kardan adam halinde gelen misafirlerden utandım doğrusu… Bu havada bizim için katlandıkları zahmet unutulur gibi değildi...Bulundukları komşu şehirden onları bize getirecek bir otobüs bulmak ve şoförü o havada yola çıkmaya razı etmek baya zor olmuş.Ama yinede araba yolundan evimize kadar yaklaşık bir kilometrelik yolu yürümek zorunda kalmışlar.Otobüs kara saplanıp kalmasın diye…

            Benim ailemden hiçbir misafir yoktu, bu havada nasıl olsa kimse gelemez diye düşünmüşler..

            Evet, biz 19 Şubat 1983 ‘ ü nişan merasimimiz için belirlemiştik yol arkadaşımla beraber…

           Kısa bir merasim oldu, yüzüklerimiz takıldı, ikramlarımız sunuldu.Herkes bir an önce yola çıkmayı düşünüyordu, yollarda kalmamak için.Bir ara nişanlım annesine ana dilinde (Gürcüce) bir şeyler söyledi, kayınvalidem her zamanki mahcup hali ile gülümsedi.Gülüşmeler artınca annem ne olduğunu sordu.Meğerse nişanlım annesine, ‘’ çok zahmetli geldik, kızı alıp gidelim’’ diyormuş…

           O gün ve ondan sonraki günlerde, beni hiç yanıltmayan, hiçbir yerde bekletmeyen yol arkadaşımla geçti bunca yıl.Her zaman her şey dümdüz gitmedi elbette,ama hiç yanıltmadı beni.
         
           ...
           19 Şubat 1983
          
           19 Şubat  2013
          
            ...

            Nice yıllara yol arkadaşım...






      ...



       .